Ana Sayfa

Hakkımızda

Kitaplarımız

Yazarlarımız

Etkinlikler

Basından - Söyleşiler

İletişim

 

 

 

 
 

 

Cünayt Ayral'ın Paris Bir Yanlızlıktır  için Ekonomi Gündeminde yazdıkları  (22 Kasım 2009)

HABERİ OKUMAK İÇİN RESMİ TIKLAYINIZ..


 

PARİS BİR YALNIZLIKTIR


 
PARİS BİR YALNIZLIKTIR
 
 
   

bir yazar gibi Parisi yaşamanın nasıl olduğunu öğrenmiş oldum. Şimdi dönünce Parise, ben de cafélerde kendime yazar masaları oluşturacağım...

 

Yazar ve editör Feridun Andaç’ı yakından tanımam. Dünya Gazetesi için Fransa’da çalıştığım yıllarda, gazetenin sahibesi Didem Demirkent “Dünya Kitapları” diye kitap yayıncılığına başlamış ve bu işin başına Feridun Andaç’ı getirmişti.

                                       

Elbette yıllardır kitaplarını bastıramayan ve uzaklarda olan bir yazar olarak pek sevinmiş ve ilk İstanbul ziyaretimde, koltuğumun altında dosyalarımla patronun odasının yolunu tutmuştum, o da beni yayınevinin editörünün odasına götürmüş, tanıştırmıştı. Birkaç dosyayı orada bıraktım, ama yayımlanmayacağımı biliyordum, anlamıştım. Farkında olmak, farkına varmak yıllar içinde geliştirdiğim bir yetenek halini almıştı artık.

 

Daha sonra bir kaç edebiyat ile ilintili buluşmada, sokaklarda falan karşılaştık Feridun Andaç ile. En son neredeydi anımsamıyorum, ama bana yeni kitaplarının çıktığını ve göndermek istediğini söyleyince adresimi verdim.

 

Geçen gün, birisi imzalı, iki kitap çıktı postadan. Kar Masalları’nı henüz okumadım, ama Paris Bir Yalnızlıktır kitabı, yaşantımın içsel ve fiziksel ayrıntıları ile örtüştüğü için hemen okumaya koyuldum.

 

Paris’i başka bir gözden, yerli bir yazarın izlenimlerini, Paris’e bakışını okumak iyi olacaktı. Çünkü çok yakında, 30 yılı aşkındır gidip geldiğim ve 2004-2008 yılları arasında  yaşamış olduğum Paris’e geri dönmeye karar verdiğim günler bu günler. Ne olursa olsun, Paris’te yaşamaya devam etmenin, İstanbul  sıkıntısına ortak olmaktan daha iyi olacağını düşündüğüm günlerdeyim.

 

İstanbul ile Paris’in belkide tek buluştukları ortak nokta, ikisinin de “kadın” şehirler olmasıdır. Andaç kitabının bir yerinde bu düşünceme katılıyor, ancak daha sonra Paris için hem kadın hem erkek yanları olan bir şehir diyerek ilk düşüncesinden uzaklaşıyor. Ben kendi adıma Paris’in kadınlığını her zaman ispat edebilirim gibime geliyor. Bu kadar dişi özellikler taşıyan başka şehire rastlamadım ben dünyanın hiç bir yerinde.

 

Paris Bir Yalnızlıktır kitabını bir günde okuyup bitirdim. Kitap aslında bir Paris kitabı değil. Yolculuklar yapan bir yazarın sevdiği ve gidip geldiği bir şehirdeki yazma serüvenlerini anlatıyor. Bir yazarın içsel çatışmalarını, yazma öncesi davranışlarını ilk elden okumak çok ilginç, ancak anlatılanları başka bir şehre taşımak da o kadar  kolay. Andaç’ın yazma serüveninde başına gelenler yada kurguladığı çalışma yöntemleri, şehre bakışı ve izleme biçimi, heyecanlarını dindirme yöntemleri hepsi kendisi ile ilgili, şehirden buna çok ciddi bir katkı yok, ama dediğim gibi, kitap yazarın iç dünyasını kavramak açısından değerli.

 

Ayrıca bazı verilen bilgilerede takıldım.  Örneğin ölmeden çok az önce Paris’te gördüğüm J.P. Sarte’ı gördüğüm yer Fouquet's  Cafésidir. Yani Sarte ille de yalnızca Café de Flore’a gitmemiştir. Samuel Beckett ise fotografçılık hayatımdaki en unutamadığım olaylardan birisidir. Yine ölümünden çok az önce, Paris’in Glaciere metrosunun duvarının dibinde yürürken karşılaştığım Beckett’in fotografını neden çekmediğimi yıllardır kendime sorar dururum, çünkü o anda fotograf makinam boynumda asılıdır, içinde filim vardır.. Yani herşey hazırdır... Aynı duyguyu Andaç’ın Nedim Gürsel ile karşılaşmasını anlattığı bölümde hissettim. Nedim’i anlamak ve anlatmak için ordadır Andaç, ancak nedense Nedim Gürsel sıkıntılarına yenilip konuşmayınca, o da uzatmaktan kaçınmış ve ipin ucunu bırakıvermiş. Oysa Andaç’ın yazarlar ile konuşmaları edebiyat tarihimiz açısından yararlı çalışmalardır.

 

Şimdi gelelim Andaç’ın Paris Bir Yalnızlıktır demesine.. Bence Paris yalnızlık değildir, yalnız olmayı seçmektir Paris’e gitmek.. Bir de yazarın çok açık bir şekilde anlattığı gibi Paris’i ziyaret etmek ile Paris’te yaşamak apayrı iki biçimidir Paris’i kavramanın. Belki de bu yüzden kitapta gerek Metro, gerekse pasajlarla ilgili olarak anlattıkları Feridun Andaç’ın bana göre “az” dı. Örneğin Paris’te yaşıyorsanız eğer Metrolardaki “çiş kokusunu” duymamayı öğretirsiniz kendinize ya da otobüslerin güzargâhını çözer, metro ile ilişkinizi kesersiniz. Taksi şöförleri ile didişmek ise “Paris’li” bir davranıştır. Gibi...

 

İşin hoş yanına gelince...

 

Feridun Andaç’ın anlattıklarından anlaşılan artık “yazar olarak” yaşamaya karar vermiş. Demek ki, ya kitaplarından bu parayı kazanabiliyor ya da zaten kazanmış olduğu bir parası var. Çünkü Paris Bir Yalnızlıktır kitabında, Paris’te gezdiği sürece aldığı defterleri, dolma kalemleri ve kitapları üst üste koyunca, karşıma öyle bir bütçe ve ağırlık çıktı ki ürktüm doğrusu...

 

Paris’in bir labirent şehir olduğu görüşüne katılıyorum yazarın, ama bu labirentliğin sokaklardan kaynaklandığını düşünmüyorum, Paris’in yaşantısıdır başlıbaşına labirent olan ve insanı bir labirentteymişçesine yorgun düşüren...

 

Paris Bir Yalnızlıktır kitabı yazımın başında da söylemiş olduğum gibi tam zamanında elime geçmiş bir kitap. Kavis yayınlarndan Kasım 2009 tarihi ile yayımlanmış olan kitaptan “bir yazar gibi Paris’i yaşamanın” nasıl olduğunu öğrenmiş oldum. Şimdi dönünce Paris’e, ben de cafélerde kendime yazar masaları oluşturacağım...

 

Andaç’ın kitabını gezip görmeyi, yazarların dünyasını anlamayı sevenler için öneriyorum.

 

 

    Copyright (C) 2009, Fedai Çakır