Yazar ve editör
Feridun Andaçı yakından tanımam. Dünya Gazetesi için
Fransada çalıştığım yıllarda, gazetenin sahibesi Didem
Demirkent Dünya Kitapları diye kitap yayıncılığına
başlamış ve bu işin başına Feridun Andaçı getirmişti.
Elbette yıllardır
kitaplarını bastıramayan ve uzaklarda olan bir yazar
olarak pek sevinmiş ve ilk İstanbul ziyaretimde,
koltuğumun altında dosyalarımla patronun odasının yolunu
tutmuştum, o da beni yayınevinin editörünün odasına
götürmüş, tanıştırmıştı. Birkaç dosyayı orada bıraktım,
ama yayımlanmayacağımı biliyordum, anlamıştım. Farkında
olmak, farkına varmak yıllar içinde geliştirdiğim bir
yetenek halini almıştı artık.
Daha sonra bir kaç
edebiyat ile ilintili buluşmada, sokaklarda falan
karşılaştık Feridun Andaç ile. En son neredeydi
anımsamıyorum, ama bana yeni kitaplarının çıktığını ve
göndermek istediğini söyleyince adresimi verdim.
Geçen gün, birisi
imzalı, iki kitap çıktı postadan. Kar Masallarını henüz
okumadım, ama Paris Bir Yalnızlıktır
kitabı, yaşantımın içsel ve fiziksel ayrıntıları ile
örtüştüğü için hemen okumaya koyuldum.
Parisi başka bir
gözden, yerli bir yazarın izlenimlerini, Parise bakışını
okumak iyi olacaktı. Çünkü çok yakında, 30 yılı aşkındır
gidip geldiğim ve 2004-2008 yılları arasında
yaşamış olduğum Parise geri dönmeye karar verdiğim
günler bu günler. Ne olursa olsun, Pariste yaşamaya devam
etmenin, İstanbul sıkıntısına ortak
olmaktan daha iyi olacağını düşündüğüm günlerdeyim.
İstanbul ile
Parisin belkide tek buluştukları ortak nokta, ikisinin de
kadın şehirler olmasıdır. Andaç kitabının bir yerinde bu
düşünceme katılıyor, ancak daha sonra Paris için hem kadın
hem erkek yanları olan bir şehir diyerek ilk düşüncesinden
uzaklaşıyor. Ben kendi adıma Parisin kadınlığını her
zaman ispat edebilirim gibime geliyor. Bu kadar dişi
özellikler taşıyan başka şehire rastlamadım ben dünyanın
hiç bir yerinde.
Paris Bir
Yalnızlıktır kitabını bir günde okuyup bitirdim.
Kitap aslında bir Paris kitabı değil. Yolculuklar yapan
bir yazarın sevdiği ve gidip geldiği bir şehirdeki yazma
serüvenlerini anlatıyor. Bir yazarın içsel çatışmalarını,
yazma öncesi davranışlarını ilk elden okumak çok ilginç,
ancak anlatılanları başka bir şehre taşımak da o kadar
kolay. Andaçın yazma serüveninde
başına gelenler yada kurguladığı çalışma yöntemleri, şehre
bakışı ve izleme biçimi, heyecanlarını dindirme yöntemleri
hepsi kendisi ile ilgili, şehirden buna çok ciddi bir
katkı yok, ama dediğim gibi, kitap yazarın iç dünyasını
kavramak açısından değerli.
Ayrıca bazı verilen
bilgilerede takıldım. Örneğin ölmeden
çok az önce Pariste gördüğüm J.P. Sarteı gördüğüm yer
Fouquet's
Cafésidir. Yani Sarte ille de yalnızca
Café de Florea gitmemiştir.
Samuel Beckett
ise fotografçılık hayatımdaki en unutamadığım olaylardan
birisidir. Yine ölümünden çok az önce, Parisin Glaciere
metrosunun duvarının dibinde yürürken karşılaştığım
Beckettin fotografını neden
çekmediğimi yıllardır kendime sorar dururum, çünkü o anda
fotograf makinam boynumda asılıdır, içinde filim vardır..
Yani herşey hazırdır... Aynı duyguyu Andaçın Nedim Gürsel
ile karşılaşmasını anlattığı bölümde hissettim. Nedimi
anlamak ve anlatmak için ordadır Andaç, ancak nedense
Nedim Gürsel sıkıntılarına yenilip konuşmayınca, o da
uzatmaktan kaçınmış ve ipin ucunu bırakıvermiş. Oysa
Andaçın yazarlar ile konuşmaları edebiyat tarihimiz
açısından yararlı çalışmalardır.
Şimdi gelelim Andaçın
Paris Bir Yalnızlıktır demesine.. Bence Paris
yalnızlık değildir, yalnız olmayı seçmektir Parise gitmek..
Bir de yazarın çok açık bir şekilde anlattığı gibi Parisi
ziyaret etmek ile Pariste yaşamak apayrı iki biçimidir
Parisi kavramanın. Belki de bu yüzden kitapta gerek
Metro, gerekse pasajlarla ilgili olarak anlattıkları
Feridun Andaçın bana göre az dı. Örneğin Pariste
yaşıyorsanız eğer Metrolardaki çiş kokusunu duymamayı
öğretirsiniz kendinize ya da otobüslerin güzargâhını çözer,
metro ile ilişkinizi kesersiniz. Taksi şöförleri ile
didişmek ise Parisli bir davranıştır. Gibi...
İşin hoş yanına
gelince...
Feridun Andaçın
anlattıklarından anlaşılan artık yazar olarak yaşamaya
karar vermiş. Demek ki, ya kitaplarından bu parayı
kazanabiliyor ya da zaten kazanmış olduğu bir parası var.
Çünkü Paris Bir Yalnızlıktır kitabında, Pariste gezdiği
sürece aldığı defterleri, dolma kalemleri ve kitapları üst
üste koyunca, karşıma öyle bir bütçe ve ağırlık çıktı ki
ürktüm doğrusu...
Parisin bir
labirent şehir olduğu görüşüne katılıyorum yazarın, ama bu
labirentliğin sokaklardan kaynaklandığını düşünmüyorum,
Parisin yaşantısıdır başlıbaşına labirent olan ve insanı
bir labirentteymişçesine yorgun düşüren...
Paris Bir
Yalnızlıktır kitabı yazımın başında da söylemiş olduğum
gibi tam zamanında elime geçmiş bir kitap. Kavis
yayınlarndan Kasım 2009 tarihi ile yayımlanmış olan
kitaptan bir yazar gibi Parisi yaşamanın nasıl olduğunu
öğrenmiş oldum. Şimdi dönünce Parise, ben de cafélerde
kendime yazar masaları oluşturacağım...
Andaçın kitabını
gezip görmeyi, yazarların dünyasını anlamayı sevenler için
öneriyorum.