|
Kitaplar kitaplar kitaplar
Duvarlarınızda boydan kaplayarak hayatın sınırlarını ve evinizin
duvarlarını yok eden kitaplar. Elinize aldığınız anda buram buram
matbaa kokan sözcükler.Hiç düşündünüz mü kitaplığınızdaki kağıt
kokan kahramanları? Siz onları koklaya koklaya huzurla yaşarken
onların hayatı o romanın içinde bitmiş midir?
James Joyce un Ulyses
indeki Mr. Bloom sabahları sütçüden süt almaya devam etmektedir oysa.
Joyce gibi Proust da çiçek açmış kızların gölgesinde hala beş
çaylarında madlen çikolatalar yer. Nietzche acı çekmeye devam eder.
Hatta siz uyurken evinizin bir duvarını kaplayan kitaplıkta İsa son
akşam yemeğini yer hala. İslamın peygamberi saf temiz Ayşe sini
korur. Ve siz kitaplarınızın matbaa kokusunu soluya soluya
uyursunuz. Ama Cem Kalender in Klanında Işık Kutlu uyumaz. Proust
un beş çaylarındaki madlen çikolatasını yiyemez ama onun yediğini
görür; kendinden korkar. Joyce un Mr.Bloomundan azar işitir ;
kendinden korkar. Işık Kutlu nun evi yoktur; kitaplarla donattığı
için onu özgürleştiren duvarları yoktur. Tüm bunlar Işık Kutlunun
zihnindedir. Ne kadarının gerçek ne kadarının hayal olduğu
anlaşılamayan Klanı onun zihnindeki evinin duvarlarıdır ve bu
duvarları okuduğu romanların kahramanlarıyla donatmıştır.
Hayatının bütün duvarları
boydan boya kitapla bezelidir Işık Kutlunun. Kutlu ışık olmak da
ister bazen. Ama hayat kitaplardaki gibi değildir. Kitap kurtlarının
hayatın romanlarla uyumsuzluğu karşısında yaşadığı o tuhaf şaşkınlık
duygusunun etkisindedir Işık Kutlu. Bir hastane odasında yaşıyordur
örneğin. Kendisini tedavi etmeye çalışan doktorları Joyce , Proust,
Musil zanneder. Oysa haklıdır Işık Kutlu. Tedavisi ancak onların
elinden gerçekleşebilir. Tüm bunların üzerine bir de âşıktır Işık
Kutlu. İlerlemekten, yürümekten korkar. Toplumsal ağlarla
sarmalanmış bir aşkın tuzağında yok olmaktan korkar. Başkalarının
hayatından korkar, başkaları gibi olmaktan korkar.
İsa ya ihanet eden
Yahuda gibi son akşam yemeğindeki ihanetinden sonra lanetlenmiştir
o. Bu yüzden babadan oğla ve oradan da kutsal ruha(kutlu ışıka)
aktarılan bir suçu yaşamaya mahkûm edilmiştir. İhanetini ve
üzerindeki laneti bildiğinden başkalarının yaşantısını yaşamaktan,
aynı yanlışı tekrarlamaktan, başkalarına benzemekten korkacaktır,
ama bundan da kaçamayacaktır.
Bu kadar roman
kahramanın kalabalığında yaşayan Işık kutlu için aşk iyiden iyiye
yırtıcı ve uyumsuzdur. Sasa ve Nil, Atay ve Sevil ilişkileri Işık
Kutlunun dünyasında parçalanmış türlü türlü halleridir aslında.
Işık kutlu beğenmez, sevmez ama belli etmez. Işık Kutlu var olan
hayata uyum sağlamak ve silinmemek için klanlar oluşturmaya
muhtaçtır aslında ve bunun da bilincindedir. Işık Kutlu tek başına
bir hiçtir tıpkı Davadaki Josef K gibi. Hep iki kolluk görevlisinin
gelip tutuklama korkusunu yaşar bilinçaltında. Onun için birilerine,
birilerinin korumasına ihtiyacı vardır.
İçine girdiği klanlarda
soluklanır ama uzun süreli barınamaz. Çünkü içine girdiği hiçbir
klan onun isteklerine göre hareket etmez, edemez. Uzun vadede
uyumsuzdur ve hastanelerin ilaç kokan soğuk odalarına mahkûmdur.
Işık Kutlu bu noktaya
nasıl gelir? Bu varoluşsal bir sorun mudur? Bunun ipuçlarını Doktor
Joyce, Doktor Proust, Doktor Musilin Işık Kutluya uyguladığı
tedavi ve sonra koydukları teşhisten anlayabiliriz aslında. Burada
görüyoruz ki Işık Kutlu yaşadıkları ve okuduklarından dolayı zihni
kontrolden çıkıyor. Neler okuduğunun izine kitabın hemen her
bölümünde rastlıyoruz. Neler yaşadığınaysa ancak kitabın ikinci
bölümdeki köy sahnelerinden şahit oluyoruz, hem neden Işık Kutlu
olduğuna, neden Canken Işık Kutluya dönüştüğüne de.
Klanın kurgusu hayatın
kendisi gibi gizemlerle örülü. Klan ı okurken Işık Kutlunun bir
akıl hastanesinde yattığını tam olarak anlamak için belki ta kitabın
sonunu beklememiz gerekiyor. Biz ona İsa ile son akşam yemeğinde
Efendisine ihanet eden Yahuda kılığında rastlıyoruz. Sofradan
kovulması uzun sürmüyor, soğuk bir kış akşamı Sasa nın dünyasında
buluyor kendini. Burada oluşturduğu klan tam bir kaybedenler kulübü.
Sasa, Atay Zahit Nami ve Zahit Naminin fahişeleri. Sasanın
babasıyla verdiği büyük savaş ve Nilin Sasadan gitmesi, Atayın
biricik Sevilinin intihar edişi
Hep kaybedişler hep bir
tutunamayış
Daha pansiyona yerleştiği
gün at sineği peydah oluyor Işık Kutluya. Bilmediklerini,
anlayamadıklarını ondan öğreniyor Işık Kutlu. Aslına bakıldığı zaman
imgeseldir Işık Kutlunun bütün yaşadıkları. İsa ile münasebetleri,
temsilcilerin toplantısına şahitlik etmesi ve pansiyon etrafında
oluşan klan. Sasa, Atay Zahit Nami. Saron, Arkas
Bunlar hep imgesel
kalıyor ve gerçekliğe bir türlü dönüşemiyor, dönüşse de birçok şey
eksik kalıyor, ikna edici olmuyor.
İkinci
bölümde köye kaçış süreci vardır ki burası da tam bir muamma.
Hastanede temsilcilerin yapmış olduğu ikinci terapiden sonra
gerçekleşiyor bu kaçış. Temsilciler Işık Kutluya ilahi kaynaklı
sözler söylüyorlar.
Temsilcilerden biri Şimdi seni geldiğin yere geri gönderiyoruz,
bunu Allahın, kullarına ne kadar şefkatli olduğunu göstermek için
yapıyoruz. diyor. Buradan anlıyoruz ki Işık Kutlu gidecek olduğu bu
köyde daha öncede de yaşamış. Bu yolculuk da tamamen imgeseldir ve
olaylar sadece hastanede tedavi gören Işık Kutlunun imgesinde
gerçekleşiyor.
Romanın ikinci bölümünde
Işık Kutluyla birlikte gerçeğe biraz yaklaşıyoruz. Işık Kutlu bu
bölümde Can karakterinde doğru evrilmeye başlıyor.
Köydedir artık Işık Kutlu.
Köyün iyi niyetli, ama iş bilmez muhtarıyla boyundan büyük işlere
kalkışıyor; periyodik olarak işlenen gizemli cinayetlere
yoğunlaşmaya çalışıyor ama yoğunlaşamıyor. Köyde garip ve anlaşılmaz
olaylar oluyordur. Bunlar için kafa yormaya ve zavallı muhtara
yardım etmeye çalışıyor ama onu da becermiyor. Can karakteri
köylüler ve muhtarın gözünde çok baskındır ve Canla devamlı
kıyaslanması Işık Kutluyu iyice silikleştiriyor.
Köyde meydana gelen
dördüncü cinayetten sonra her şey ters yüz oluyor. Muhtar ve köyün
neredeyse tamamı bu cinayetten dolayı tutuklandığında Işık Kutlu
sinekçikle son bir kere hasbıhale koyuluyor.
Kitabın son bölümünde
Işık Kutlu hastanede son terapidedir ve son terapiye gelen ise
beklendiği gibi bir doktor olmuyır. Terapiye gelen bütün bu zihinsel
karmaşıklığa sebebiyet veren Gül, Işık Kutluya sıcak bir merhaba
diyor. Gül son defa Canla konuşup ondan söz almak zorundadır.
İmgede Işık Kutluyu yaratan Can, Gülün gelişiyle kendisiyle yani
Canla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Cem Kalender in Klan
ı çok sevdiğiniz bir romanı aniden ortaya çıkan güncel bir problemi
çözmek için elinizden bırakmak zorunda kaldığınızda gerçeğe uyum
sağlamakta, romandaki duygudan sıyrılmakta güçlük çektiğiniz o
kısacık anın romanıdır. Işık Kutlu o uyanış anına sıkışıp kalmış
seçkin bir okurdur ve bu yüzden onu tedavi eden doktorların da
söylediği gibi bilinç akışı debisi yüksektir. Roman giderek
gerçeğe yaklaşan bu uyanışa ve bilinç akışına paralel olarak adım
adım ilerleyen iyi hesaplanmış bir kurguyla örülmüştür.
2007 yılında Ahmet Hamdi
Tanpınar roman ödülüne layık görülen Klan yazarının romanının bir
sayfasında kendisinin de müjdelediği gibi piyasada dolaşan bazı
niteliksiz kitapların arasında seçkin okura umut vaat ediyor. Ve
ironik dili, hayat üzerine tartışmaları, farklı bakış açılarını öne
çıkarmasıyla okuruna yine okurun dünyasından ulaşmayı başarıyor.
Klan, yazılmaya değer tek karakterin yine okurun kendisi olduğunu
incelikli bir üslupla söyleyerek kitapseverlerin gönlünde başköşeye
oturuyor.
Güzel, öyleyse dinle şimdi.
Abur cubur okumuşun. Sana gerekli olmayan ne varsa okumuşun.
Okuduklarının nerdeyse tamamı işine yaramayan şeyler. Eee, kişiliğin
de oldukça zayıfmış zaten. Okuduklarına karşı hiç direnç
göstermemişsin. Filtresiz sigara içmek gibi bir şey. Zayıf vücut
nikotine karşı direnç gösteremez. Sen de okuduğun kitapların
kahramanlarına karşı direnç gösterememişin. Her okuduğun kahramanın
karakterine bürünmüşsün. Ve okuduğun kahramanlar sende ayrı ayrı
karakterler meydana getirmiş. Bu kadar karakterin hepsi senin gibi
cılız yapılı, cılız iradeli birinin bünyesinde toplanırsa debin o
zaman 180.000 m3/snye çıkar. Yaaa, anladın mı şimdi?
NUR YAZGAN |