Ana Sayfa

Hakkımızda

Kitaplarımız

Yazarlarımız

Etkinlikler

Basından - Söyleşiler

İletişim

 

 

 

 
 

 

Nur YAZGAN   - Radikal Kitap Eki (23 Ekim 2009)

'Güzel;öyleyse dinle şimdi...'


 
Kitaplar kitaplar kitaplar… Duvarlarınızda boydan kaplayarak hayatın sınırlarını ve  evinizin duvarlarını yok eden kitaplar. Elinize aldığınız anda buram buram matbaa kokan sözcükler.Hiç düşündünüz mü kitaplığınızdaki kağıt kokan kahramanları? Siz onları koklaya koklaya huzurla yaşarken onların hayatı o romanın içinde bitmiş midir?

  James Joyce’ un  Ulyses’ indeki Mr. Bloom sabahları sütçüden süt almaya devam etmektedir oysa. Joyce gibi Proust da  çiçek açmış kızların gölgesinde hala beş çaylarında   madlen çikolatalar yer. Nietzche acı çekmeye devam eder. Hatta siz uyurken evinizin bir duvarını kaplayan  kitaplıkta İsa son akşam yemeğini yer hala. İslamın peygamberi saf temiz Ayşe’ sini korur. Ve siz kitaplarınızın matbaa kokusunu soluya soluya  uyursunuz. Ama Cem Kalender’ in Klan’ında Işık Kutlu uyumaz. Proust’ un  beş çaylarındaki  madlen çikolatasını  yiyemez ama onun yediğini görür; kendinden  korkar. Joyce’ un Mr.Bloom’undan azar işitir ; kendinden korkar.  Işık Kutlu’ nun evi yoktur;  kitaplarla donattığı için onu özgürleştiren duvarları yoktur. Tüm bunlar Işık Kutlu’nun zihnindedir. Ne kadarının gerçek ne kadarının hayal olduğu anlaşılamayan Klanı onun zihnindeki evinin duvarlarıdır ve bu duvarları okuduğu romanların kahramanlarıyla donatmıştır.

 Hayatının bütün duvarları boydan boya kitapla bezelidir Işık Kutlu’nun. Kutlu ışık olmak da ister bazen. Ama hayat kitaplardaki gibi değildir. Kitap kurtlarının hayatın romanlarla uyumsuzluğu karşısında yaşadığı o tuhaf şaşkınlık duygusunun etkisindedir Işık Kutlu. Bir hastane odasında yaşıyordur örneğin. Kendisini tedavi etmeye çalışan doktorları Joyce , Proust, Musil zanneder. Oysa haklıdır Işık Kutlu. Tedavisi ancak onların elinden gerçekleşebilir. Tüm bunların üzerine bir de âşıktır Işık Kutlu. İlerlemekten, yürümekten korkar. Toplumsal ağlarla sarmalanmış bir aşkın tuzağında yok olmaktan korkar. Başkalarının hayatından korkar, başkaları gibi olmaktan korkar.

   İsa ‘ya ihanet eden Yahuda gibi son akşam yemeğindeki ihanetinden sonra lanetlenmiştir o.  Bu yüzden babadan oğla ve oradan da kutsal ruha(kutlu ışıka) aktarılan bir suçu yaşamaya mahkûm edilmiştir. İhanetini ve üzerindeki laneti bildiğinden başkalarının yaşantısını yaşamaktan,  aynı yanlışı tekrarlamaktan, başkalarına benzemekten korkacaktır, ama bundan da kaçamayacaktır.

   Bu kadar roman kahramanın kalabalığında yaşayan Işık kutlu için aşk iyiden iyiye yırtıcı ve uyumsuzdur. Sasa ve Nil, Atay ve Sevil ilişkileri Işık Kutlu’nun dünyasında parçalanmış türlü türlü halleridir aslında.  Işık kutlu beğenmez, sevmez ama belli etmez. Işık Kutlu var olan hayata uyum sağlamak ve silinmemek için klanlar oluşturmaya muhtaçtır aslında ve bunun da bilincindedir.  Işık Kutlu tek başına bir hiçtir tıpkı Dava’daki Josef K gibi. Hep iki kolluk görevlisinin gelip tutuklama korkusunu yaşar bilinçaltında. Onun için birilerine, birilerinin korumasına ihtiyacı vardır.

   İçine girdiği  klanlarda soluklanır ama uzun süreli barınamaz.  Çünkü içine girdiği hiçbir klan onun isteklerine göre hareket etmez, edemez. Uzun vadede uyumsuzdur ve hastanelerin ilaç kokan soğuk odalarına mahkûmdur.

  Işık Kutlu bu noktaya nasıl gelir? Bu varoluşsal bir sorun mudur? Bunun ipuçlarını Doktor Joyce, Doktor Proust, Doktor Musil’in Işık Kutlu’ya uyguladığı tedavi ve sonra koydukları teşhisten anlayabiliriz aslında. Burada görüyoruz ki Işık Kutlu yaşadıkları ve okuduklarından dolayı zihni kontrolden çıkıyor. Neler okuduğunun izine kitabın hemen her bölümünde rastlıyoruz. Neler yaşadığınaysa ancak kitabın ikinci bölümdeki köy sahnelerinden şahit oluyoruz, hem neden Işık Kutlu olduğuna, neden Can’ken Işık Kutlu’ya dönüştüğüne de.

    Klan’ın kurgusu hayatın kendisi gibi gizemlerle örülü. Klan’ ı okurken Işık Kutlu’nun bir akıl hastanesinde yattığını tam olarak anlamak için belki ta kitabın sonunu beklememiz gerekiyor. Biz ona İsa ile son akşam yemeği’nde Efendisine ihanet eden Yahuda kılığında rastlıyoruz. Sofradan kovulması uzun sürmüyor, soğuk bir kış akşamı Sasa’ nın dünyasında buluyor kendini. Burada oluşturduğu klan tam bir kaybedenler kulübü. Sasa, Atay Zahit Nami ve Zahit Nami’nin fahişeleri. Sasa’nın babasıyla verdiği büyük savaş ve Nil’in Sasa’dan gitmesi, Atay’ın biricik Sevil’inin intihar edişi… Hep kaybedişler hep bir tutunamayış…

 Daha pansiyona yerleştiği gün at sineği peydah oluyor Işık Kutlu’ya.  Bilmediklerini, anlayamadıklarını ondan öğreniyor Işık Kutlu. Aslına bakıldığı zaman imgeseldir Işık Kutlu’nun bütün yaşadıkları. İsa ile münasebetleri, temsilcilerin toplantısına şahitlik etmesi ve pansiyon etrafında oluşan klan. Sasa, Atay Zahit Nami. Saron, Arkas… Bunlar hep imgesel kalıyor ve gerçekliğe bir türlü dönüşemiyor, dönüşse de birçok şey eksik kalıyor, ikna edici olmuyor. 

 İkinci bölümde köye kaçış süreci vardır ki burası da tam bir muamma. Hastanede temsilcilerin yapmış olduğu ikinci terapiden sonra gerçekleşiyor bu kaçış. Temsilciler Işık Kutlu’ya ilahi kaynaklı sözler söylüyorlar.

Temsilcilerden biri ‘Şimdi seni geldiğin yere geri gönderiyoruz, bunu Allah’ın, kullarına ne kadar şefkatli olduğunu göstermek için yapıyoruz.’ diyor. Buradan anlıyoruz ki Işık Kutlu gidecek olduğu bu köyde daha öncede de yaşamış. Bu yolculuk da tamamen imgeseldir ve olaylar sadece hastanede tedavi gören Işık Kutlu’nun imgesinde gerçekleşiyor.

  Romanın ikinci bölümünde Işık Kutlu’yla birlikte gerçeğe biraz yaklaşıyoruz. Işık Kutlu bu bölümde Can karakterinde doğru evrilmeye başlıyor.

  Köydedir artık Işık Kutlu. Köyün iyi niyetli, ama iş bilmez muhtarıyla boyundan büyük işlere kalkışıyor; periyodik olarak işlenen gizemli cinayetlere yoğunlaşmaya çalışıyor ama yoğunlaşamıyor. Köyde garip ve anlaşılmaz olaylar oluyordur. Bunlar için kafa yormaya ve zavallı muhtara yardım etmeye çalışıyor ama onu da becermiyor.  Can karakteri köylüler ve muhtarın gözünde çok baskındır ve Can’la devamlı kıyaslanması Işık Kutlu’yu iyice silikleştiriyor. 

  Köyde meydana gelen dördüncü cinayetten sonra her şey ters yüz oluyor. Muhtar ve köyün neredeyse tamamı bu cinayetten dolayı tutuklandığında Işık Kutlu sinekçikle son bir kere hasbıhale koyuluyor.

  Kitabın son bölümünde Işık Kutlu hastanede son terapidedir ve son terapiye gelen ise beklendiği gibi bir doktor olmuyır. Terapiye gelen bütün bu zihinsel karmaşıklığa sebebiyet veren Gül, Işık Kutlu’ya sıcak bir merhaba diyor. Gül son defa Can’la konuşup ondan söz almak zorundadır. İmgede Işık Kutlu’yu yaratan Can, Gül’ün gelişiyle kendisiyle yani Can’la yüzleşmek zorunda kalıyor.

   Cem Kalender’ in  Klan’ ı çok sevdiğiniz bir romanı aniden ortaya  çıkan güncel bir problemi çözmek için elinizden bırakmak zorunda kaldığınızda  gerçeğe  uyum sağlamakta, romandaki duygudan sıyrılmakta güçlük çektiğiniz o kısacık anın romanıdır. Işık Kutlu o uyanış anına sıkışıp kalmış seçkin bir okurdur ve bu yüzden onu  tedavi eden doktorların da söylediği gibi ‘bilinç akışı debisi yüksek’tir. Roman giderek gerçeğe yaklaşan bu uyanışa ve bilinç akışına paralel olarak adım adım ilerleyen iyi hesaplanmış bir kurguyla örülmüştür.

2007 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar roman ödülüne layık görülen Klan yazarının romanının bir sayfasında kendisinin de müjdelediği gibi piyasada dolaşan bazı niteliksiz kitapların arasında seçkin okura umut vaat ediyor. Ve ironik dili, hayat üzerine tartışmaları, farklı bakış açılarını öne çıkarmasıyla okuruna yine okurun dünyasından ulaşmayı başarıyor. Klan,  yazılmaya değer tek karakterin yine okurun kendisi olduğunu incelikli bir üslupla söyleyerek kitapseverlerin gönlünde başköşeye oturuyor.

‘Güzel, öyleyse dinle şimdi. Abur cubur okumuşun. Sana gerekli olmayan ne varsa okumuşun. Okuduklarının nerdeyse tamamı işine yaramayan şeyler. Eee, kişiliğin de oldukça zayıfmış zaten. Okuduklarına karşı hiç direnç göstermemişsin. Filtresiz sigara içmek gibi bir şey. Zayıf vücut nikotine karşı direnç gösteremez. Sen de okuduğun kitapların kahramanlarına karşı direnç gösterememişin. Her okuduğun kahramanın karakterine bürünmüşsün. Ve okuduğun kahramanlar sende ayrı ayrı karakterler meydana getirmiş. Bu kadar karakterin hepsi senin gibi cılız yapılı, cılız iradeli birinin bünyesinde toplanırsa debin o zaman 180.000 m3/sn’ye çıkar. Yaaa, anladın mı şimdi?’

                                                                                                                          NUR YAZGAN

 

    Copyright (C) 2009, Fedai Çakır