Mardinin Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde dünya çapında bir
katliam yaşandı. 1984 yılında PKK militanlarının Şemdinli ve Eruh
baskınlarıyla başlayan dönem içinde en büyük silahlı baskın eylemi
gerçekleşti.
Tek baskında 45 kişi öldü.
Ajanslar, baskını bütün dünyaya flaş haber anonsuyla geçti.
Şüphesiz bu tür büyük katliam haberleri yaşandığı ülkeyi öne
çıkartıyor ama onurlandırmıyor!
İlkel bir kabile düzeni hakkında fikir verebiliyor, o kadar
Güneydoğunun PKK dönemi dışında da silahların çokça yer aldığı
talihsiz bir çizgisi var.
On yılları aşan, yüzyılları deviren kan davaları, bu toprakların
kaderi olmuştur.
Osman Şahinin yazdığı Fıratın Sırtındaki Kan adlı roman, usta
kalemin gerçekten yaşanmış büyük bir dramın üzerinden geçen eserdir.
Osman Şahin kitabın önsözünde bu romanın bir tek cümlesi bile
kurmaca değildir diyerek başladığı satırlarına şöyle devam eder:
Bu bir belgesel romandır. Onun için bu kitabı, siyasiler,
toplumbilimcilerin psikologların okumalarını istiyorum. Siverekin
büyük aşiretlerinden Bucakların 200 yıllık tarihi ile 1960lı yıllarda
patlak veren ve 24 kişinin ölümüyle sonuçlanan Bucaklar Kan
Davasının iç yüzüdür. Olayların içinde doğup büyümüş Adnan Bucakın
ağzından yalın bir üslupla anlatılmıştır.
Şahin kitabın kahramanını Adnan Bucakı takdim ederken bölgede
yaşayan erkek çocuklar için törelerin çizdiği kadersizlikler hakkında
bilgiler sunuyor:
Fıratın Sırtındaki Kan doktor olma düşleri kurduğu ilk gençlik
çağında kendini birden acıların, ölümlerin ortasında bulan; ölüm ve
kan anlamına dönüşen yaşamın acımasız bir bileği taşı gibi onu
keskinleştirip, ölüm makinesine dönüştüren Adnan Bucakın öyküsüdür!
Kitabın kahramanı Adnan Bucakı ben de tanıdım. Susurluk Skandalı
patladığı zaman (1996) Türkiye Bucaklar ile yakından tanışmıştı. Ben o
koşturmaca içinde Sivereke gitmiş, Bucakların tek bir aileden ziyade
bir ulus konumunda bulunduğunu öğrenmiştim. Aile kendi içinde de
sayısız baskınlar yaşamıştı. Bunları takip eden dönemlerde de kan
davasının karşılıklı adam indirme aşamalarına geçilmişti.
Adnan Bucak da henüz 14 yaşındayken aile görevi(!) olarak babasını
vuran-vurduran ağayı öldürmüş, cezaevine düşmüş hapiste büyümüştü.
Yaşadıklarını Osman Şahine anlatınca ortaya Güneydoğunun
kadersizliğini en güzel anlatan edebiyat eseri Fıratın Sırtındaki
Kan/Bucaklar romanı çıkmıştı.
O kitapta çok eski yıllardaki katliamlar da anlatılıyordu.
Baskın yapanın gücünü, kararlılığını, ona karşı gelinemeyeceğini
anlatmak için basılan köylerde, insanlarla birlikte atlar, eşekler,
koyunlar, keçiler hatta tavuklar, horozlar, kediler köpekler bile
öldürülmüştü.
Mardindeki düğün baskını işte bu geleneğin sürdüğünü gösteriyor.
Baskın yapanlar çok güçlü ve çok kararlılar, yani onlara karşı
gelinemez!
Aradan yüzyıllar geçse de kötü gelenek sürüyor.
Güneydoğunun özel dili konuşmaya devam ediyor.