Ana Sayfa

Hakkımızda

Kitaplarımız

Yazarlarımız

Etkinlikler

Basından - Söyleşiler

İletişim

 

 

 

 
 

 

Nazım Alpman  - (05.05.2009)

 

Katliam ve Güneydoğu’nun özel dili
05 Mayıs 2009 Salı

 

Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde “dünya çapında” bir katliam yaşandı. 1984 yılında PKK militanlarının Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla başlayan dönem içinde en büyük silahlı baskın eylemi gerçekleşti.

Tek baskında 45 kişi öldü.

Ajanslar, baskını bütün dünyaya “flaş haber” anonsuyla geçti.

Şüphesiz bu tür büyük katliam haberleri yaşandığı ülkeyi öne çıkartıyor ama onurlandırmıyor!

İlkel bir kabile düzeni hakkında fikir verebiliyor, o kadar…

Güneydoğu’nun PKK dönemi dışında da silahların çokça yer aldığı talihsiz bir çizgisi var.

On yılları aşan, yüzyılları deviren kan davaları, bu toprakların kaderi olmuştur.

Osman Şahin’in yazdığı “Fırat’ın Sırtındaki Kan” adlı roman, usta kalemin gerçekten yaşanmış büyük bir dramın üzerinden geçen eserdir.

Osman Şahin kitabın önsözünde “bu romanın bir tek cümlesi bile kurmaca değildir” diyerek başladığı satırlarına şöyle devam eder:

“Bu bir belgesel romandır. Onun için bu kitabı, siyasiler, toplumbilimcilerin psikologların okumalarını istiyorum. Siverek’in büyük aşiretlerinden Bucakların 200 yıllık tarihi ile 1960’lı yıllarda patlak veren ve 24 kişinin ölümüyle sonuçlanan ‘Bucaklar Kan Davası’nın iç yüzüdür. Olayların içinde doğup büyümüş Adnan Bucak’ın ağzından yalın bir üslupla anlatılmıştır.”

Şahin kitabın kahramanını Adnan Bucak’ı takdim ederken bölgede yaşayan erkek çocuklar için törelerin çizdiği kadersizlikler hakkında bilgiler sunuyor:

“Fırat’ın Sırtındaki Kan” doktor olma düşleri kurduğu ilk gençlik çağında kendini birden acıların, ölümlerin ortasında bulan; ölüm ve kan anlamına dönüşen yaşamın acımasız bir bileği taşı gibi onu keskinleştirip, ölüm makinesine dönüştüren Adnan Bucak’ın öyküsüdür!”

Kitabın kahramanı Adnan Bucak’ı ben de tanıdım. Susurluk Skandalı patladığı zaman (1996) Türkiye Bucaklar ile yakından tanışmıştı. Ben o koşturmaca içinde Siverek’e gitmiş, Bucakların tek bir aileden ziyade bir “ulus” konumunda bulunduğunu öğrenmiştim. Aile kendi içinde de sayısız baskınlar yaşamıştı. Bunları takip eden dönemlerde de kan davasının karşılıklı “adam indirme” aşamalarına geçilmişti.

Adnan Bucak da henüz 14 yaşındayken aile görevi(!) olarak babasını vuran-vurduran ağayı öldürmüş, cezaevine düşmüş hapiste büyümüştü.

Yaşadıklarını Osman Şahin’e anlatınca ortaya Güneydoğu’nun kadersizliğini en güzel anlatan edebiyat eseri “Fırat’ın Sırtındaki Kan/Bucaklar” romanı çıkmıştı.

O kitapta çok eski yıllardaki katliamlar da anlatılıyordu.

Baskın yapanın gücünü, kararlılığını, ona karşı gelinemeyeceğini anlatmak için basılan köylerde, insanlarla birlikte atlar, eşekler, koyunlar, keçiler hatta tavuklar, horozlar, kediler köpekler bile öldürülmüştü.

Mardin’deki düğün baskını işte bu geleneğin sürdüğünü gösteriyor.

Baskın yapanlar “çok güçlü” ve “çok kararlılar”, yani onlara karşı gelinemez!

Aradan yüzyıllar geçse de “kötü gelenek” sürüyor.

Güneydoğu’nun “özel dili” konuşmaya devam ediyor.

 

    Copyright (C) 2009, Fedai Çakır