Ana Sayfa

Hakkımızda

Kitaplarımız

Yazarlarımız

Etkinlikler

Basından - Söyleşiler

İletişim

 

 

 

 
 

 

Hale Seval  - Remzi Kitap Gazetesi  (Mayıs 2009)

YÜZYILA BURUK VEDA


 

 

Şiir, edebiyat yelpazemizde neredeyse yok sayılacak bir durumdayken Öner Ciravoğlu “Bitmeyen Yüzyıl” adını koyduğu kitabıyla yüzyıla buruk bir vedada bulunur. 20. yüzyılda yaşananları, hayatın güzelliklerini ve 68 kuşağının acılarını uzun soluklu olarak dizelere döker. Nasıl bir yüzyıldı, sorusuna en güzel cevabı Öner Ciravoğlu’nun dizeleri vermektedir:

Yaşadığım yüzyıl, artık koruyamaz beni

Bitikliği, yitip gitmeyi

Kurmuştu üstümüze

Rüzgâr önüne katmış götürüyordu

Dörtnala umarsızlığı

Duvarlarda cam kırıkları

Parçalanmış tabanlar...

68 kuşağını var eden ama bir sonrasında yok olmasına neden olan yüzyıl... Suçlu yalnız o mudur? Şair, yüzyılın yitip gitmesinin acısını şimdi çıplak gözle görebilmektedir. İçinde yaşarken o yüzyılın değil gittiğini zamanın geçmediği sanmaktadır. Rüzgârın önüne kattığı eşyaları nasıl götürdüğünü düşününce, yıllar da işte böyle rüzgârın önünde uçuşan objelere dönüşmüştür. Hızla, rüzgâr harmanladığı yığını bir yerlerde dağıtıp, kırıp, buruşturup bırakmıştır. Kara duvarlar ardında körpecik bedenlerdeki acılar duvardaki cam kırıklarıyla özdeşleşmiştir. “Parçalanmış tabanlar” dizesinde tüm çıplaklığıyla yapılan yürüyüşler mi anımsanmak istenmiş, yoksa hüzünler mi? İkisi de birbirini takip etmez miydi, yüzyıla sığınan o yıllarda? Ne çok yürünürdü sokaklarda. Ellerde açılan pankartlarla Boğazlardan kovulmak istenen gemilere haykırılırdı. Yumruklar sıkılırdı göğe doğru. Beşiktaş’ta toplanan hırçın yürekler adım adım Dolmabahçe’ye gelir oradan da Taksim’e çıkardı. Her zaman mı? Elbette hayır, çoğu zaman yokuşun ortalarında dağılmak zorunda kalınırdı. Dağılan kalabalığın akibetini Ciravoğlu’nun dizeleriyle anlatalım:

...

Taşlar sıcaklığını verdi alnıma

Acılar demirin seranderin

Tarihini özetledi

Oturup bekledim

Suya dokundum

Etlerim sökülüp dikildi

Tırnaklarım saçlarım

Pul pul tepelerin inişlerinde

Oturup kendi bedenimi

Ciravoğlu, toplumsal tarihimize dair bu dizelerinin ardından kişisel özlemleriyle buluşturur okuru. Yazın güzel günlerine, yaşadığı küçük kente, okul yıllarına, sevda dolu yıllara, o saf duru zamana duyulan özlem anneye duyulan hasretle noktalanır dizelerde:

Annem çığlık çığlığa koşuyordu

O zamanlar özenle kurulmuş bahçelerimiz vardı.

/.../

Yaz günlerinin uzun alacakaranlığında

Annem nasıl da hazırdı sevinçlerimize.

Nasıldı o zamanlar doğduğu, yaşadığı küçük kent? Isırgan otu bacaklarına dolanır, incirler tadılır ve kentin güzelim kıyılarının ardında çilekler böğürtlenler saklanırdı.

 

    Copyright (C) 2009, Fedai Çakır