|
Şiir, edebiyat yelpazemizde neredeyse yok
sayılacak bir durumdayken Öner Ciravoğlu Bitmeyen Yüzyıl adını
koyduğu kitabıyla yüzyıla buruk bir vedada bulunur. 20. yüzyılda
yaşananları, hayatın güzelliklerini ve 68 kuşağının acılarını uzun
soluklu olarak dizelere döker. Nasıl bir yüzyıldı, sorusuna en güzel
cevabı Öner Ciravoğlunun dizeleri vermektedir:
Yaşadığım yüzyıl, artık koruyamaz beni
Bitikliği,
yitip gitmeyi
Kurmuştu
üstümüze
Rüzgâr
önüne katmış götürüyordu
Dörtnala
umarsızlığı
Duvarlarda
cam kırıkları
Parçalanmış
tabanlar...
68 kuşağını var
eden ama bir sonrasında yok olmasına neden olan yüzyıl... Suçlu
yalnız o mudur? Şair, yüzyılın yitip gitmesinin acısını şimdi çıplak
gözle görebilmektedir. İçinde yaşarken o yüzyılın değil gittiğini
zamanın geçmediği sanmaktadır. Rüzgârın önüne kattığı eşyaları nasıl
götürdüğünü düşününce, yıllar da işte böyle rüzgârın önünde uçuşan
objelere dönüşmüştür. Hızla, rüzgâr harmanladığı yığını bir yerlerde
dağıtıp, kırıp, buruşturup bırakmıştır. Kara duvarlar ardında
körpecik bedenlerdeki acılar duvardaki cam kırıklarıyla
özdeşleşmiştir. Parçalanmış tabanlar dizesinde tüm çıplaklığıyla
yapılan yürüyüşler mi anımsanmak istenmiş, yoksa hüzünler mi? İkisi
de birbirini takip etmez miydi, yüzyıla sığınan o yıllarda? Ne çok
yürünürdü sokaklarda. Ellerde açılan pankartlarla Boğazlardan
kovulmak istenen gemilere haykırılırdı. Yumruklar sıkılırdı göğe
doğru. Beşiktaşta toplanan hırçın yürekler adım adım Dolmabahçeye
gelir oradan da Taksime çıkardı. Her zaman mı? Elbette hayır, çoğu
zaman yokuşun ortalarında dağılmak zorunda kalınırdı. Dağılan
kalabalığın akibetini Ciravoğlunun dizeleriyle anlatalım:
...
Taşlar
sıcaklığını verdi alnıma
Acılar
demirin seranderin
Tarihini
özetledi
Oturup
bekledim
Suya
dokundum
Etlerim
sökülüp dikildi
Tırnaklarım
saçlarım
Pul pul
tepelerin inişlerinde
Oturup
kendi bedenimi
Ciravoğlu,
toplumsal tarihimize dair bu dizelerinin ardından kişisel
özlemleriyle buluşturur okuru. Yazın güzel günlerine, yaşadığı küçük
kente, okul yıllarına, sevda dolu yıllara, o saf duru zamana duyulan
özlem anneye duyulan hasretle noktalanır dizelerde:
Annem
çığlık çığlığa koşuyordu
O zamanlar
özenle kurulmuş bahçelerimiz vardı.
/.../
Yaz
günlerinin uzun alacakaranlığında
Annem nasıl
da hazırdı sevinçlerimize.
Nasıldı o
zamanlar doğduğu, yaşadığı küçük kent? Isırgan otu bacaklarına
dolanır, incirler tadılır ve kentin güzelim kıyılarının ardında
çilekler böğürtlenler saklanırdı. |