|
Çatlamanın ince sesi
D.H. Lawrence, bizde daha çok Oğullar ve
Sevgililer, Gökkuşağı, Lady Chatterleyin
Sevgilisi romanlarıyla tanınıyor. İngiliz edebiyatının bu sıra dışı,
verimli yazarını tanımak için bu yeterli değil. Lawrence, kısa
yaşamına sayısız deneme, roman, kısa roman, öykü, inceleme, gezi
yazısı sığdırmış. Üstelik önceki yüzyılın bu ilginç kişisi, kendi
uyumsuz, çekici karakterini yapıtlarıyla da ortaya koymuş. Belki bu
nedenle, yazdıkları kadar kendisi hakkında yazılanlar da çok okunur
olmuş. Uğurböceği (Ladybird), Lawrenceın Amerikan edebiyatı
üstüne denemeler kaleme aldığı bir dönemde yazılmış.
Uğurböceği tipik bir Lawrence
anarşistini, Kont Dionysu ve büyük savaşla aristokrasi arasındaki
ilişkileri aktarıyor. Dionys, insan yaşamının makineleşmesine karşı
öfkesini bir yalvaç tavrıyla haykırdığı için ister istemez kendisini
okurken aslında Lawrenceı dinlemiş oluyoruz. Yani, yakın çevresinin
deyimiyle Lorenzoyu.
Lorenzoyu, ana-babasının kendisine verdikleri
isimle D. H. Lawrenceı bir yeraltı canlısı olarak ele almamız
gerekiyor. Daha doğrusu, bu saygın olmayan, zaten saygınlığı da daha
pek çok şey gibi reddeden kişiyi, orayı da yeraltını da
reddedeceğinden, öyle sanıyorum ki bir uyumsuz, hiçbir yersiz biri
olarak düşünmeli. Lawrence, ana-mekânı, yerleşikliği tanımadığından
uzun yolculuklara çıkıyor, hatta, yolculuğun olanaklarını kullanmayı
da ne olsa sanayi çılgınlığının olanaklarıdır bunlar istemiyor pek.
Belki bir süre kalacağı kente, ülkeye yürüyerek giriyor; dağların,
upuzun ağaçların arasından geçerek. Bu, her şeyden önce, bana göre,
D. H. Lawrenceın çelişik, hastalıklı bu nedenle sağlıklı ruhunu
kesin bir biçimde olumlayan bir eylem: Lawrence, Moderne
gösterilmiş bir tepkidir böylece. Kendi varlığı, yatıp kalktığı kır
odalarından, ağaç gölgelerinden ayrılmaz. Bu nedenle bu kır
evleriyle ağaçların sanayiye gösterdiği tepkidir Lorenzo. Sevginin
ancak bu biçimde en azından kendi evreni içerisinde ayakta
kalabileceğine inanmıştır. D. H. Lawrenceın eleştirmenlere ve
çevresindeki entelektüel eşeklere birer saçmalık, birer çelişki,
bağışlanamaz birer çılgınlık gibi gelen sözlerinin, yazılarının
altında bu yatar; dokunulmamış, hiçbir nedenle yerinden edilmemiş
sevgiyi ya da nefreti benimser. Sözgelimi, belki gelmiş geçmiş en
kararlı savaş karşıtıdır, üniformadan, kışladan, tüfekten ve bütün
komutanlardan ölesiye nefret eder. Ama hayır, savaş karşıtı
olmadığını da yazar: düşünceleriniz, idealleriniz için savaşırsınız,
der. Bu nedenle Lawrence mekânsız ve yurtsuzdur, ama her anlamda
böyle, entelektüeller arasına da girmemiş, büyük şehirlerde var
olma kaygısı gütmemiştir.
En şaşırtıcı derslerden biri
Hıristiyan sevmeye cesaret edemez:
Çünkü sevgi, Hıristiyan, demokrat ve modern olan şeyi, bireyi
öldürür. Birey sevemez. Birey sevdiğinde saf birey olmaktan
çıkar. Bu yüzden kendini toplamalı ve sevmeyi bırakmalıdır.
Günümüzün en şaşırtıcı derslerinden biridir bu:
Yani birey, Hıristiyan, demokrat sevemez.
Ya da severse bu sevgiyi geri almalıdır. Böyle söyler
Lawrence. Onun vahyi budur. Uyumsuz Lawrence, işçi sınıfından bir
baba ile eğitimli bir annenin oğludur. Annesinin isteği ile
okumuştur gerçi ama okuldan da, öğretmenlerden de nefret etmiştir
çok geçmeden ve Hıristiyanlığı da reddetmiştir. Ama sonunda
reddettiği, öfkeyle geri çevirdiği her şey, eğer bu dünyada
kurduğumuz toplumsal düzenden memnun değilsek, bakılırsa, zaten
reddedilmesi kaçınılmaz olan şeylerdir. Gerçek sevgiye dayalı bir
ilişkinin, birçok ilişkinin kurulabilmesi buna bağlıdır. Bütün
bunların reddine bağlıdır. Ama Lorenzo yaşamı yadsımaz. Yaşamayı,
sevmeyi, sevdiğine, sevdiklerine bağlılığı olumlar. Zaten bu
olumlama içindir bütün ret.
Yüceltilmiş daha doğrusu övülmüş, benimsenmiş
cinsellik de bu nedenledir. Salt cinsellik, bir aşkınlık hali
olmalıdır. Çıplaklık ya da amaç edinilmiş cinsellik değildir,
böylesinden nefret eder. Böylesini cinselliğin aşağılanması olarak
görür. Cinselliğin aşağılanmasına duyduğu öfke, öbür bütün toplumsal
saçmalıklara duyduğu öfkeden daha çoktur. Çünkü belki son kaledir,
belki sonsuzca gereksinim duyacağımız bir kale. Böylece
Uğurböceğinin Kont Dionysu için söyleyecek başka söz
kalmamıştır. Burada, dışarıda yaratılan bu korkunç dünyayı,
insanların yarattığı bu korkunç dünyayı yerle bir etmenin başka bir
yolu kalmamıştır: Tanrı benim göğsüme çekici yerleştirdi. Küçük
ebedi bir çekiç. Vur, vur, vur! İnsanın dünyasına vuruyor, vuruyor,
vuruyor! Ve o çekiç çatlamanın ince sesini duyabiliyor. Çatlamanın
ince sesi. Dinleyin! (
) Duyuyor musunuz? Evet? Ah, çok yaşayayım!
Çok yaşayayım ki çekicim vursun ve vursun ve çatlaklar daha derine,
derine gitsin. Ah, insanın dünyası! Ah, o haz, her kalp atışındaki
tutku! Kalpten vur, tam vur, sağlam vur. Yıkmak için vur. Vur! Vur!
İnsanın dünyasını yıkmak için.
Küçük bir ümit
Bu, açıkça, Lorenzonun sesidir. Çekiç onun
çekicidir. D. H. Lawrence, romanlarında, kısalı uzunlu öykülerinde,
bunların hemen hemen hepsinde kendi yaşamından yola çıkmıştır.
Uğurböceğinin Kontu, askerlikten, eğitimden, sevgisiz
evliliklerden ve sanayinin yarattığı başka her şeyden nefretle söz
eder. Ama içinde çelişkiler de taşır. Ama sonuçta o bir tutkudur.
Orada tutuklu ve bakıma muhtaç yaşadıkça elde edebileceği ne
kalmıştır? Böyle bir tutuklu, sevgiyle yaklaştığı, dokunmak istediği
kadını ancak onun ziyaretlerine bağlı kalarak görebilir. Leydi
Daphnenin ziyaretleri böylece yaşamsal önem taşır. Kafası karışmış
bir Leydi Daphne, ömründe görüp göreceği belki de en acayip adam
karşısında ne yapabilir? Bu, onun da çaresizliğidir. Kont Dionys,
her şey eşini bulur, gelincikler bile, dedikte yine küçük de olsa
bir ümit taşır. Sanayi sonrasının ümitleri iyice öldürülmemiş
insanlarını temsil eder. Ve böylece bugün için fazla iyimser görünür
bize.
D. H. Lawrenceın şiirini imgelerle yüklü
düzyazısını bir varlık biçimi olarak kabul etmek gerekir. Yani
Lawrence odur, o yazı Lorenzonundur, ama Lorenzo da o yazınındır.
Elbette yoğun emekle yazılmış bir yazıdır, ama bütünüyle
içtenliklidir. Bu nedenle yapılmış şiirden çok yaşamın şiirini taşır
üzerinde.
Cumhuriyet Kitap, sayı 1030, 12 Kasım 2009
Faruk Duman
|