Ana Sayfa

Hakkımızda

Kitaplarımız

Yazarlarımız

Etkinlikler

Basından - Söyleşiler

İletişim

 

 

 

 
 

 

Nalan Karaduman  - Dünya Kitap eki   (2 Ekim 2009)

BİTMEYEN YÜZYILIN ARDINDAN


 

Öner Ciravoğlu ile “Bitmeyen Yüzyıl”dan Kesitler

 

Sayın Öner Ciravoğlu, ülkemizin büyük ve köklü yayınevlerinden Remzi Kitabevi’nin yayın koordinatörü, daha önce editörü, yazar, ama önce şairsiniz. Bütün hayatınızı verdiğiniz edebiyat dünyası için her yerde ve her şey için çalıştınız. Öncelikle merhaba. Çok uzun bir yol bu. Nasıl başladı? İsterseniz önce o, ilk ‘yazı’yla tanışma ile başlayalım.

Herkeste olduğu gibi ilk yazı denemeleri bol bol okumakla, düşünmekle ve yorumlamakla başladı. Bir de benim ilk gençliğimde hâlâ daha benimsediğim, ilke edindiğim bir söz vardır: Dünyayı yorumlamak yetmez, asıl olan onu değiştirmektir. Yazının, ruhumuzu aydınlattığı gibi dünyayı da değiştirebileceğine hâlâ inananlardanım.

İlk yazılarım elbette şiirlerdi. Önce okul duvar gazetesinde, ardından okul dergilerinde ve oradan da sevgili Attila Aşut’un özendirmeleriyle yerel gazetelerin kültür-sanat sayfalarında… Ve de Savaş Gazetesi’nde. Ama çok geçmeden Ankara ve İstanbul’daki sanat dergilerinde de kendi çabamla yol almaya çalıştım. Hasan Hüseyin Korkmazgil’in yönettiği Forum’da ve Tekin Sönmez’in yönettiği Yansıma Dergisi’nde imzama rastlanır. Başka dergilere özellikle ürün yollamadım.

İlk düzyazım ‘Nâzım Hikmet ve Halk’ başlığıyla Savaş’ta çıktı. Nâzım üstüne 1960’lardan sonra ilk değinme yazısı bence budur. Memet Fuat, Asım Bezirci bile daha sonra Nâzım üstüne yazı yazdılar.

 

Şiirlerinizde yazılarınızda kentlerin çok derin etkileri var. Trabzon’un Kalepark olduğunu sizden öğrendim. Biraz, bir şiir kitabınıza da isim veren Kalepark’ı anlatabilir misiniz; şehri, şehrin içindeki mekânları, sanırım hepsi derin izler bırakmış ama Trabzon denince zihninizde beliren her şeyi…

Evet Nalan, Trabzon deyince herkesin aklına Kalepark gelir. Ama şimdi orası askeri bir bölge ve girilemiyor. Bizim ilk gençliğimizde giriş kartı çıkarırdık ve hemen hemen günümüz orada geçerdi. Oradan ufku seyretmek, hele hele burada guruba dalmak kuşkusuz kentimize özgüdür…

 

Trabzon-İstanbul arasında başka uğraklar, başka kentler oldu mu sizde iz bırakan?

Oldu elbette. Özellikle Ankara ve İstanbul. Ankara, 12 Mart döneminde bende izler bırakan bir kent. Ankara diye de bir şiirim var biliyorsunuz.

 

Evet, gelelim İstanbul’a. Bu yolculuk nasıl başladı? O yıllarda İstanbul’da olmak nasıl bir şeydi? Ve yıllar geçip bugüne geldiğimizde nasıl bir yer sizin için İstanbul?

Trabzon’a âşığım ama İstanbul’la da akrabalığım var. Ortaköy sahili bende hep şiir yazma arzusunu kamçılar. Ortaköy’den Portakal Yokuşu yoluyla karşı kıyıları seyretmek, uzaktan Sarayburnu’nu seçebilmek; Kız Kulesi’ne, Üsküdar’a bakmak ayrı bir keyif… Ve ben bunu her sabah yaşıyorum Akmerkez’e giderken…

İstanbul’daki hayatım 1971 yılında Beyazıt Çınaraltı’nda başladı diyebilirim. Orada içilen çayın kokusu, Sahaflar Çarşısı’ndan taşan kitap coşkusu hep etkilemiştir beni. Bitmeyen Yüzyıl kitabımda buralara ilişkin izlekler var biliyorsunuz. Sevgili arkadaşım Atila Türk’le Nuruosmaniye ve Divanyolu gezmelerimizi unutamam. Harbiye’de Doğan Hasol ve Demirtaş Ceyhun’un birlikte düzenledikleri Yapı Endüstri Merkezi imza günlerini unutamam. Cihangir ve Tarlabaşı’ndaki küçük işyerlerindeki çırak işçilerin küçücük dünyalarında açan çiçekleri, yoksul sevgilerini unutamam.

 

Yöneticiliğini de yaptığınız YAZKO çok önemli bir yayıneviydi. İlk şiirleri onun o özenli, güzel kitaplarından okumuştum. YAZKO nasıl bir yayıneviydi? Nasıl çalıştınız orada, o günlerden söz eder misiniz? Şimdi hâlâ geçen yüzyıldı o kitaplarla tanışanlar için YAZKO’nun bir kitabına rastlamak insanın içini sıcacık yapıyor, bunu biliyor musunuz?

7 Kasım günü TÜYAP Kitap Fuarı’nda bu konu gündeme gelecek. YAZKO’nun kurucusu Mustafa Kemal Ağaoğlu’nu anacağız. YAZKO’nun ilk kadrolu elemanı benim. Kuruluş öncesi de 4-5 ay kadar çalıştık. Listeler hazırladık. Şimdi arşivimde yok ama YAZKO’ya kurucu olmak için çağrılacak 40 kişilik listeyi ben oluşturup Mustafa Kemal Ağaoğlu’na önerdim.

Kuruculardan Kemal Bilbaşar, Kemal Sülker şimdi aramızda değil. İlk kuruluşta odamız bile yoktu. Matbaada yönetim masasında çalışıyorduk. Sonra YAZKO ödülleri verileceği zaman seçici kurulun toplanacağı bir yere ihtiyaç vardı. Atasaray Han’da (şimdi Cağaloğlu Meydanı’ndaki Garanti Bankası’nın arkası) bir oda tuttuk. Yanılmıyorsam bu oda Aziz Nesin’in Düşün Yayınevi’ne, Cemal Süreya’nın Papirüs Dergisi’ne ve Yaşar Kemal’in Toros Yayınları’na da ev sahipliği yapmıştır. Arkada Anadolu Ajansı vardı. Alt katta da bir lokanta vardı. Melih Cevdet, Fethi Naci, Aydın Emeç, Balıkçı Nuri, Selçuk Batur, Ferit Erkman burada öğle yemeği yerlerdi.

 

İlk şiir kitabınız; 1995 yılında yayınlanan Kalepark ile Şubat 2009’da Kavis Kitap’tan çıkan Bitmeyen Yüzyıl, bunlardan başka dergilerde çıkan birçok yazınız ve şiiriniz, deneme kitabınız, araştırmalarınız, derlemeleriniz var. Şiir kitapları dışındaki bu kitaplarınızı sormak istiyorum. Dergilerde kalan eleştiri, tanıtım, deneme yazılarınız, yeni yazılarınız; bütün bu büyük birikimi bir araya toplamayı düşünüyor musunuz?

Yazılarımı bir türlü bir kitapta toplayamadım. Yazıları gelişigüzel arka arkaya sıralamak bana ilginç gelmiyor. Bir tema etrafında oluşan yazılarımı belki birkaç tamamlayıcı değinmeyle birlikte yayınlamak isterim. İlk kitabım kitap değinileri toplamıdır. Öner Kemal imzasıyla çıkmıştı: Sevgi Yazıları. Mevcudu çoktan tükendi. Ama yeniden basılması da zor görünüyor.

 

Bunca yıl bu kadar sessizce hep aynı yolda, ama onun her noktasında yürümeniz, Bitmeyen Yüzyıl kitabındaki bazı izlekleri anımsatıyor bana. Geçen yüzyılın sonlarına doğru başlayıp başkalaşan bu dünyada çok değerli bir şey bu çaba. Sessizlik, ama hep çalışmak ve yaratmak… Bunlar üzerine biraz konuşalım istiyorum. Ayrıca Bitmeyen Yüzyıl yeni şiir kitabınız ve birçok yerde hakkında çok güzel yazılar çıktı. Bunlardan, Sayın Mehmet Çelik’in de dikkat çektiği, gerçekten içe işleyen ve neredeyse tüm kitabınızı taşıyan ithafınızı sormak istiyorum. “Yirminci yüzyılın tüm sevgililerine” diyerek başlıyor kitap. Aşklara mı, yoksa geçen yüzyılda değerli olan, içe işleyen her şeye mi ithafınız? Onları sormak istiyorum size. Geçip giden zaman içinde ‘sevgili’ olmuş şeyleri.

O ithaf çeşitli yan okumalara, göndermelere açıktır. Hem bu yüzyılda âşık olmuş tüm insanlara, hem de en sıcak dostlukları kurabilmiş, bir anlamda zoru başarabilmiş 1968 kuşağının içtenlikli duygularına saygıdır.

 

Bitmeyen Yüzyıl’da geçip gitmiş yirminci yüzyılın tüm izleriyle birlikte bir yaşamın tüm izleri var. Siz ne dersiniz?

Evet iyi saptama. Tam da bunu sezdirmek istedim. Hem, benim olan bir şey yoktu, o kadar içindeydim ki, beni aşıyordu demek istiyorum. Hem de “biz” olmayı çağrıştırsın istiyordum. Biliyorsunuz şiir söylediklerimizden çok belki söylemek istediklerimizdir çoğunlukla. Zaman olsa bu konuda daha da konuşabiliriz.

 

 

    Copyright (C) 2009, Fedai Çakır