|
Öner
Ciravoğlu ile Bitmeyen Yüzyıldan Kesitler
Sayın Öner Ciravoğlu, ülkemizin büyük ve
köklü yayınevlerinden Remzi Kitabevinin yayın koordinatörü, daha
önce editörü, yazar, ama önce şairsiniz. Bütün hayatınızı verdiğiniz
edebiyat dünyası için her yerde ve her şey için çalıştınız.
Öncelikle merhaba. Çok uzun bir yol bu. Nasıl başladı? İsterseniz
önce o, ilk yazıyla tanışma ile başlayalım.
Herkeste olduğu gibi ilk yazı denemeleri bol
bol okumakla, düşünmekle ve yorumlamakla başladı. Bir de benim ilk
gençliğimde hâlâ daha benimsediğim, ilke edindiğim bir söz vardır:
Dünyayı yorumlamak yetmez, asıl olan onu değiştirmektir. Yazının,
ruhumuzu aydınlattığı gibi dünyayı da değiştirebileceğine hâlâ
inananlardanım.
İlk yazılarım elbette şiirlerdi. Önce okul
duvar gazetesinde, ardından okul dergilerinde ve oradan da sevgili
Attila Aşutun özendirmeleriyle yerel gazetelerin kültür-sanat
sayfalarında
Ve de Savaş Gazetesinde. Ama çok geçmeden Ankara ve
İstanbuldaki sanat dergilerinde de kendi çabamla yol almaya
çalıştım. Hasan Hüseyin Korkmazgilin yönettiği Forumda ve Tekin
Sönmezin yönettiği Yansıma Dergisinde imzama rastlanır. Başka
dergilere özellikle ürün yollamadım.
İlk düzyazım Nâzım Hikmet ve Halk başlığıyla
Savaşta çıktı. Nâzım üstüne 1960lardan sonra ilk değinme yazısı
bence budur. Memet Fuat, Asım Bezirci bile daha sonra Nâzım üstüne
yazı yazdılar.
Şiirlerinizde yazılarınızda kentlerin çok
derin etkileri var. Trabzonun Kalepark olduğunu sizden öğrendim.
Biraz, bir şiir kitabınıza da isim veren Kaleparkı anlatabilir
misiniz; şehri, şehrin içindeki mekânları, sanırım hepsi derin izler
bırakmış ama Trabzon denince zihninizde beliren her şeyi
Evet Nalan, Trabzon deyince herkesin aklına
Kalepark gelir. Ama şimdi orası askeri bir bölge ve girilemiyor.
Bizim ilk gençliğimizde giriş kartı çıkarırdık ve hemen hemen
günümüz orada geçerdi. Oradan ufku seyretmek, hele hele burada
guruba dalmak kuşkusuz kentimize özgüdür
Trabzon-İstanbul arasında başka uğraklar,
başka kentler oldu mu sizde iz bırakan?
Oldu elbette. Özellikle Ankara ve İstanbul.
Ankara, 12 Mart döneminde bende izler bırakan bir kent. Ankara diye
de bir şiirim var biliyorsunuz.
Evet, gelelim İstanbula. Bu yolculuk nasıl
başladı? O yıllarda İstanbulda olmak nasıl bir şeydi? Ve yıllar
geçip bugüne geldiğimizde nasıl bir yer sizin için İstanbul?
Trabzona âşığım ama İstanbulla da akrabalığım
var. Ortaköy sahili bende hep şiir yazma arzusunu kamçılar.
Ortaköyden Portakal Yokuşu yoluyla karşı kıyıları seyretmek,
uzaktan Sarayburnunu seçebilmek; Kız Kulesine, Üsküdara bakmak
ayrı bir keyif
Ve ben bunu her sabah yaşıyorum Akmerkeze giderken
İstanbuldaki hayatım 1971 yılında Beyazıt
Çınaraltında başladı diyebilirim. Orada içilen çayın kokusu,
Sahaflar Çarşısından taşan kitap coşkusu hep etkilemiştir beni.
Bitmeyen Yüzyıl kitabımda buralara ilişkin izlekler var biliyorsunuz.
Sevgili arkadaşım Atila Türkle Nuruosmaniye ve Divanyolu
gezmelerimizi unutamam. Harbiyede Doğan Hasol ve Demirtaş Ceyhunun
birlikte düzenledikleri Yapı Endüstri Merkezi imza günlerini
unutamam. Cihangir ve Tarlabaşındaki küçük işyerlerindeki çırak
işçilerin küçücük dünyalarında açan çiçekleri, yoksul sevgilerini
unutamam.
Yöneticiliğini de yaptığınız YAZKO çok
önemli bir yayıneviydi. İlk şiirleri onun o özenli, güzel
kitaplarından okumuştum. YAZKO nasıl bir yayıneviydi? Nasıl
çalıştınız orada, o günlerden söz eder misiniz? Şimdi hâlâ geçen
yüzyıldı o kitaplarla tanışanlar için YAZKOnun bir kitabına
rastlamak insanın içini sıcacık yapıyor, bunu biliyor musunuz?
7 Kasım günü TÜYAP Kitap Fuarında bu konu
gündeme gelecek. YAZKOnun kurucusu Mustafa Kemal Ağaoğlunu
anacağız. YAZKOnun ilk kadrolu elemanı benim. Kuruluş öncesi de 4-5
ay kadar çalıştık. Listeler hazırladık. Şimdi arşivimde yok ama
YAZKOya kurucu olmak için çağrılacak 40 kişilik listeyi ben
oluşturup Mustafa Kemal Ağaoğluna önerdim.
Kuruculardan Kemal Bilbaşar, Kemal Sülker şimdi
aramızda değil. İlk kuruluşta odamız bile yoktu. Matbaada yönetim
masasında çalışıyorduk. Sonra YAZKO ödülleri verileceği zaman seçici
kurulun toplanacağı bir yere ihtiyaç vardı. Atasaray Handa (şimdi
Cağaloğlu Meydanındaki Garanti Bankasının arkası) bir oda tuttuk.
Yanılmıyorsam bu oda Aziz Nesinin Düşün Yayınevine, Cemal
Süreyanın Papirüs Dergisine ve Yaşar Kemalin Toros Yayınlarına
da ev sahipliği yapmıştır. Arkada Anadolu Ajansı vardı. Alt katta da
bir lokanta vardı. Melih Cevdet, Fethi Naci, Aydın Emeç, Balıkçı
Nuri, Selçuk Batur, Ferit Erkman burada öğle yemeği yerlerdi.
İlk şiir kitabınız; 1995 yılında yayınlanan
Kalepark ile Şubat 2009da Kavis Kitaptan çıkan Bitmeyen Yüzyıl,
bunlardan başka dergilerde çıkan birçok yazınız ve şiiriniz, deneme
kitabınız, araştırmalarınız, derlemeleriniz var. Şiir kitapları
dışındaki bu kitaplarınızı sormak istiyorum. Dergilerde kalan
eleştiri, tanıtım, deneme yazılarınız, yeni yazılarınız; bütün bu
büyük birikimi bir araya toplamayı düşünüyor musunuz?
Yazılarımı bir türlü bir kitapta toplayamadım.
Yazıları gelişigüzel arka arkaya sıralamak bana ilginç gelmiyor. Bir
tema etrafında oluşan yazılarımı belki birkaç tamamlayıcı değinmeyle
birlikte yayınlamak isterim. İlk kitabım kitap değinileri toplamıdır.
Öner Kemal imzasıyla çıkmıştı: Sevgi Yazıları. Mevcudu çoktan
tükendi. Ama yeniden basılması da zor görünüyor.
Bunca yıl bu kadar sessizce hep aynı yolda,
ama onun her noktasında yürümeniz, Bitmeyen Yüzyıl kitabındaki bazı
izlekleri anımsatıyor bana. Geçen yüzyılın sonlarına doğru başlayıp
başkalaşan bu dünyada çok değerli bir şey bu çaba. Sessizlik, ama
hep çalışmak ve yaratmak
Bunlar üzerine biraz konuşalım istiyorum.
Ayrıca Bitmeyen Yüzyıl yeni şiir kitabınız ve birçok yerde hakkında
çok güzel yazılar çıktı. Bunlardan, Sayın Mehmet Çelikin de dikkat
çektiği, gerçekten içe işleyen ve neredeyse tüm kitabınızı taşıyan
ithafınızı sormak istiyorum. Yirminci yüzyılın tüm sevgililerine
diyerek başlıyor kitap. Aşklara mı, yoksa geçen yüzyılda değerli
olan, içe işleyen her şeye mi ithafınız? Onları sormak istiyorum
size. Geçip giden zaman içinde sevgili olmuş şeyleri.
O ithaf çeşitli yan okumalara, göndermelere
açıktır. Hem bu yüzyılda âşık olmuş tüm insanlara, hem de en sıcak
dostlukları kurabilmiş, bir anlamda zoru başarabilmiş 1968 kuşağının
içtenlikli duygularına saygıdır.
Bitmeyen Yüzyılda geçip gitmiş yirminci
yüzyılın tüm izleriyle birlikte bir yaşamın tüm izleri var. Siz ne
dersiniz?
Evet iyi saptama. Tam da bunu sezdirmek istedim.
Hem, benim olan bir şey yoktu, o kadar içindeydim ki, beni aşıyordu
demek istiyorum. Hem de biz olmayı çağrıştırsın istiyordum.
Biliyorsunuz şiir söylediklerimizden çok belki söylemek
istediklerimizdir çoğunlukla. Zaman olsa bu konuda daha da
konuşabiliriz.
|