Ana Sayfa

Hakkımızda

Kitaplarımız

Yazarlarımız

Etkinlikler

Basından - Söyleşiler

İletişim

 

 

 

 
 

 

Taraf Gazetesinde Klan ve yazarı Cem kalender ile yapılan söyleşi  (23 Kasım 2009)

HABERİ OKUMAK İÇİN RESMİ TIKLAYINIZ..


 

Atay ve Bosc aynı Romanda

İlk romanı Klan ile Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü alan Cem Kalender, romanının izleğini Oğuz Atay ve Bosch ile oluşturduğunu söylüyor

2007 yılı Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’nün sahibi Cem Kalender ve onun ilk romanı olan Klan Kavis Kitap tarafından yayımlandığında dikkatimizi ilk çeken şey Hilmi Yavuz ile Latife Tekin’in onun hakkında yazdıklarıydı. Hilmi Yavuz, ustalığın en son kertede dile getirildiği bir virtüozite sergilediğini yazmıştı Cem Kalender için. Latife Tekin’e göre ise kitap daha ilk cümleden iddiasını açıkça dile getiriyordu: “Ve sonra tarih kalemi eline aldı.” Latife Tekin’e göre yazar, kurgu ve dilde de sınıfı iyi dereceyle geçmişti. Kalender’in ilk romanı olan Klan zor metinlerden ve birbirinin içine geçmiş kurgulardan oluşuyor. Anlatım tarzı da postmodern... Cem Kalender romanında, biraz okumuş, biraz âşık olmuş, biraz acı çekmiş, biraz delirmiş, biraz tutunamamış bir bireyin zihin akışınının fotoğrafını çektiğini ve her şeyden biraz yaşayan bu bireyin zihninin aslında tam bir kara anlatı cehennemine dönüştüğünü anlatmaya çalıştığını söylüyor. Romanı en iyi özetleyen cümle ise kendisine göre; “İnsanın her şeyin ölçüsü olmaktan çıkıp yerini nesneye bırakması, varlığın özünün kan kaybedip kavramsal yapısının can bulması ve en sonunda yok olan özün Kafka alegorisine sığınması...”

Bosch’la iyi arkadaş olurduk
Klan yazarın her ne kadar ilk romanı olsa da sanki yeni bir dilin peşinden gidiyor gibi. Kalender bu konuyla ilgili sorumuza böyle bir iddia peşinde olmadığını, bir romanda yeni dil yaratmanın, yeni bir çığır yaratmanın gündelik şeyler olmadığını ve bunun da farkında olduğunu söylüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Benim derdim, var olan dili, anlatımı çeşitlendirmek, renklendirmek ve zenginleştirebilmek. Bunu başardığım iddiasında da değilim. Yeni bir yazarım, çetrefilli ve rizikolu bir anlatım dili kullandım ve hatalarımın belli ölçülerde tolere edilmesini istiyorum.”

Klan, dili ve kurgusu dışında göndermeleriyle de dikkat çekiyor. Bu göndermelerden biri de Bosch’a gidiyor. Çağdaş edebiyatın en önemli polisiye yazarları arasında sayılan Michael Connelly ve elbette Bosch’tan esinlenilen kahramanı Harry Bosch geliyor aklımıza. 15. yüzyılda eserlerinde insanın doğasındaki şiddeti ve aymazlığı resimleyen Hollandalı ressam Bosch’un Cem Kalender’in romanındaki çıkış noktasını merak ediyoruz. Kalender “Onunla aynı çağda yaşayıp aynı ortamı paylaşsaydık çok iyi arkadaş olabilirdik.” yanıtını veriyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Bosch’un dışavurumcu ve gerçeküstü anlatım tarzı romanda postmodern anlatım tarzına denk geliyor. Bosch’un beş yüzyıl önce nasıl bir anlatım dili kullandığını gördüğümüz zaman ona hayran olmamak elde değil. Dışavurumculuğu bu kadar canlı ve özgün bir dille anlatması beni edebiyatta Joyce geleneğine götürüyor. Onun, Dünya Zevkler Bahçesi Cehennem Portresi, Çarmıh Taşıyan İsa, Oburluk ve Şehvetin Alegorisi’ne baktığım zaman Joyce’u, Musil’i okuyormuş gibi oluyorum. Bu kurduğum bağ birçoklarına anlamlı gelmeyebilir ama bana açıkçası bunları çağrıştırıyor.”

Atay’a benzememek için yazmamış
Hilmi Yavuz, Cem Kalender’in romanı için yazdığı yazıda Oğuz Atay romanının açtığı derin mecradan aktığını ve postmodern anlatının bütün imkânlarını en kuşatıcı biçimde başarıyla kullandığını ifade ediyor.

Türk romancılığının en önemli ismi Oğuz Atay’la isminin yan yana anılmasının verdiği yükümlülüğü soruyoruz Kalender’e. Bu yükün altından kalkmanın imkânı olmadığını, Oğuz Atay’ın yanına herhangi bir ismin konulmasına Oğuz Atay hayranı olarak önce kendinin itiraz edeceğini söylüyor. “Oğuz Atay’ı ilk tanıyıp okuduğumda bundan sonra yazılacak hiçbir şey kalmadığını düşünmüştüm. Yazılacak ne varsa Oğuz Atay yazmıştı ve gerisi gereksiz ayrıntıdan ibaretti. Böylelikle Oğuz Atay’a saygısızlık olmasın diye altı yedi yıl hiç yazmadım. Belli bir zaman sonra Oğuz Atay’ı taklit etmeden, ondan bir şeyler yontarak yazabilmenin mümkün olup olamayacağını düşündüm. Çok komik duruma düşme pahasına bu riski göze aldım. Sanırım buna değdi. Umarım onun ruhunu incitmemişimdir.”

 

Baş sayfa ve iç sayfa haberi jpg olarak görmek için tıklayın lütfen....

 

 

    Copyright (C) 2009, Fedai Çakır