|
Belirsizlikler dünyasına itilmiş bazı sözcükler gün gelir
tam adına uygun, tam zamanında yeniden açarlar ya hani işte Var
Olmak o adın var olduğunu tekrar filizlenerek içten vefa borcunu
ödedi. Sosyal gerçekçi kimliğin en dik savunucularından ve kimlik
yansımalarından olan Tarus, böylece yeniden hayat buldu. Şinasi
İlhan Tarusun Var Olmakı Kavis Kitap tarafından 1957 yılından
sonra ilk defa yayımlandı. Belki adına yakışır bir zamanlamayla ve
adına yakışır bir tuhaf (!) süreç içinde. Kısa bir zamanda üçlemenin
diğer iki kitabının (Vatan Tutkusu, Hükümet Meydanı) da yayınlanması
ile hem İlhan Tarusun yine ve yeniden değerini kazanmasına hem de
Türk Edebiyatının vefasız (!) girdabından bir Türkçe aşığının bütün
dinginliğiyle Var Olmasına umarım tanık olacağız.
Edebiyat düşüncesini sosyal gerçekçi bir algı ve sosyal
aydınlanma vasıtasıyla yazma ediminin temeline oturtan sanatçı,
dönemin Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele temini güzel bir alegorik
ifadeyle bir Var Olma davası olarak görmüş ve aktarmıştır. Var
Olmak, Tarus için de kinayeli bir anlamlamayla, romancılığının
kimlik kazandığı sürecin başlangıcıdır. Bu ve bundan sonrakilerin
çoğu, romanı bir araç olmaktan öteye taşıyan ve estetik dil
malzemesine yeni çağrışımlar yükleyen bir yapıdadır. Özellikle dil
biçem özelliği kazanmış, Tarus olmuştur. Var Olmak, savaş paydası
altında yürüyen sosyal ve bireysel çıkarların irdelenmesiyle oluşmuş
bir yapıttır. İlhan Tarusun Kurtuluş Savaşını anlatan romanlarının
ilki olan Var Olmakta, Türk bağımsızlık savaşı yılları ve bu
mücadele esnasında onlara yardım eden güç odaklarına karşı verilen
savaş -Hamdi Beyin kişisel zaaflarıyla birlikte - konu edinilir.
Yazarın kurmaya çalıştığı vatan sevgisi ve kişisel çıkarlar dair
dualite, romanın göndergesel fonksiyonunu da belirler. Tarusun
kahramanları genelde taşıyıcıdır. Üst anlatıcının/kurucunun
sosyal, siyasal, bireysel göndergelerini taşımakla yükümlüdürler.
Ancak Var Olmakın temel niteliği diğerlerinin aksine bireyselleşme
sürecindeki bir kahramanın yaşam çizgisini oldukça objektif bir
kimlikte sunmasıdır. Hamdi Beyin yaşadıkları, yaptıkları, hataları,
söylemleri küçük insanın zaaflarını da barındırır. O anlamda
kahraman, idealist bir kimliğin ötesine geçerek adeta metinden
bağımsızlığını ilan etmiş, üst kurucuya baş kaldırmış, kısaca
var olmuştur.
Var Olmak özelde Hamdi Beyin, genelde ise Kurtuluş
Savaşında bir kasabanın ruhunda devinimlere yol açan özgürlük
mücadelesinin vatanının bütününe dair protiplerini taşır. Hamdi
Beyin kişiliğinde de idealist insan ile ideal insanın
sorgulaması yapılır. Kahraman bu iki olguyu hem temsil eden hem de
örseleyen bir yapıdadır. Çünkü yazar kahramanını idealistleştirmek
yerine, onu olabildiğince gerçeğe yakın, kişisel zayıflıkları ve
hataları olan bir kimlikte metne yerleştirmeyi tercih etmiştir.
Roman özel anlamda Kurtuluş Savaşı teminden sıyrılıp bir anlamda
Hamdi Beyin yaşam sürecine/değişimine tanıklık eder hale gelmiş,
getirilmiştir.
Duygusal yönelim, helezonik bir yapılanmaya giderek
öncesini ve sonrasını da etkiler. Bu yüzden duygular/duygulanma bir
alışkanlıktır. İnsan çoğu zaman duygularının edilgen bir
alımlayıcısı, hatta pasivize edilmiş bir kurbanı olmaktan öteye
geçmez. Pasivize kılınmış bir varlık duygularla anlamlanabileceği
gibi yok da olabilir.Bu yer, bu katı taşlar, karış karış, tane
tane müdafaa edilmeli... Her karışın ortasında, her taşın dibinde,
bir gövde serilmeli yere... Dudakları gülmeli son nefeste... Vatanım
için öldüm, diye nara atmalı... Ama aslolan kendi içine
kıvrılan varlığın yeniden dirilmeye dair taşıdığı ortak nefestir.
Evet, yeniden Var Olmak, yeniden bize dairlikleri
toprağı vatan yapanları hatırlamak ve yeniden Tarusu okuyabilmek.
Başarılı ve orijinal bir Kurtuluş Savaşı panoraması. Dileriz diğer
eserleriyle Tarus, hatırlanması gerekenler adına Türkçemizin ruh
evreninde estetik örneklemeleriyle hep var olur. |