|
Feridun Andaçla Paris Bir
Yalnızlıktıra Dair
Paris, yazanlarda içgözü açar
Kavis Yayınlarınca geçen yılın
son çeyreğinde çıkan Paris Bir Yalnızlıktır başlıklı
kitabında Andaç, doğduğu kent Erzurumdan İstanbula, İstanbuldan
Parise çeşitli kereler yaptığı yolculukların yansımalarını; dil,
düşünce, duygu haritasındaki ipuçlarını sürdürüyor okura... Bir gün
yolunuz Parise düştüğünde, elinizde bu kitap gezebilirsiniz Seine
Nehrinin kıyılarında, kentin ara sokaklarında, cafelerinde,
pasajlarında... Ya da evinizde oturup sayfaları çevirirken kendi
Parisinizi hayal edebilirsiniz Balzacın, Beauvoirın, Dinoların
izinde... Andaçla kitabı üzerine konuştuk.
Kitabınız Paris Bir
Yalnızlıktır gezi kitabı olarak da anılabilecek niteliklere sahip,
ancak siz onca Paris deneyiminize rağmen bu kolay yolun üzerine
gitmek yerine bir dantel gibi işleyerek Paristeki iç
yolculuklarınızın izini sürüyor ve sürdürüyorsunuz okura... Sizi
Parisi böyle yazmaya götüren neydi?
Parise yazmak ve sevmek için
gidilir, diye bir yanıtla geçiştirebilirim sizi! Ama hiç de öyle
değil. Yolculuk deyince, benim için sular durur. Her yolculuk,
yenilik demektir bana. Görmek, hissetmek, okumak ve yazmak için yeni
kapıları aralamak. Parise gelince, çoğumuzun belleğinde görülesi
kent imgesi olarak yatmaz mı? Biraz o vardı bende de, biraz da
koşulların iteklemesiyle, bir aşk kırgını olarak Parisle
buluşmuştum. Bazı kentler öyledir, sizde iz bırakmaları için bir
neden olmalıdır. Parisin imgesine bir de bu eklenince,
vazgeçilmezim oldu. Kopuldukça bağlanılan bir kent... Oraya her
döndüğümde yazmadan edemediğim gibi, içyolculuklara çıkmak da
kaçınılmazdı. Parisin bir özelliğidir yazan insanlarda içgözü
açması. Rilke de orada bu yolculuklarını başlatmamış mıydı?
Yaşadıklarımın ve okuduklarımın buluşmasıydı beni Parisin içyolcusu
kılan... Dindirilmiş duyguların kentidir Paris benim için bir bakıma
da...
İzlerini içinizde taşıdığınız
kentlerden biri
Parisle bir aşk-âşık
ilişkisi geliştirmişsiniz... Hem sürekli sevgilinin yanında olma
isteği hem de o gizemi kaybetmemek içn gitmek, uzaklaşmak ama illa
dönüp dolaşıp onun yanına dönme isteği...
Yazan biri için aşkı bir
metafor olarak da alabiliriz. Çünkü, sevgilinin sureti yitip
giderken size kalan budur. Sonrasında ise aşkın aşkınlık durumunu
yaşatmak kalır size. Olunan ve olunamayan... Cennetle Cehennemi
içinizde yaşarken kendinizi sürekli Arafta hissetmeniz... Parisi
bende var kılan biraz da bunlar oldu demeliyim. Eğer bir yere
gitmeyi seviyorsanız, oranın sizde de bir izi varsa; hayatınızda
oraya dair bir yer açmışsanız vazgeçilmezleriniz arasındadır
elbette. Paris de biraz öyledir benim için. Bir kenti kitaba
dönüştürmek ya da şöyle demeli, o kenti sizin kentiniz kılmak için
yazmak. O dönüşme halinin bir yansımasıdır biraz da. Yazmak eylemi
yitene kavuşmak çabası değildir. Onun yokluğuna karşı hayatı,
yaşamayı ve yeniden sevmeyi savunmaktır olsa olsa. Kentlerin bendeki
imgesi biraz da böyledir. Gidilen, yaşanılan, terk edildiğinde de
izleri içinizde taşınan kentler. Paris de öylesi kentlerden biridir.
Paris yüzlerce yıldır Türk
aydınları için ve hatta dünya insanları için çekim merkezi
halinde... Ama son yıllarda dünya bu kadar değişmişken, teknoloji
ile artık uzaklar yakınken, neden hâlâ Paris ve neden hâlâ Fransa?
Gerçi konuyla ilgili koca bir kitap yazdınız ancak yıllar içinde
Paris neden bu cazibe ve çekim merkezi olma özelliğini yitirmedi
sizce?
Tarihe bakan Parisi sever.
Edebiyatı tutkulu yol bilen Parise yolunun çıkmasını ister.
Devrimden söz eden, Bastilden yolunu geçirmek ister. Bence, Paris
bir bellek kenttir. En azından sözünü ettiklerim açısından bakarsak
öyle. Parisi biraz da, yeryüzüne açılma kenti olarak görürüm.
Dünyanın bütün dillerinin buluştuğu kenttir bir bakıma benim için.
Çoğu uçaklar da oraya gelir, oradan başka yerlere gider. Avrupanın
kalbidir de ondan Paristen vazgeçilme, oraya yolları düşürme
isteği. Korunan ve koruyan kenttir Paris. Kentin mekân dokusuna
bakınca bunu anlarsınız, müzelerini, kütüphanelerini, kitabevlerini
adımlayınca da karşınıza çıkan budur. Bir kentin kimliğini var eden
nüfusunun çokluğu, dikey gelişmesi değildir. Bu anlamda Paris örnek
kentlerin belki de en başında gelir. Yeryüzünde böyle kaç kent
vardır merak ederim. Çoğunlukla da gidip görmek ve yaşamak
istediklerim hep bunlar olmuştur. Bakü örneğin, Üsküp, Saraybosna,
Stockholm, Floransa...
Parissizlik nasıldır? Yaşamı
boyunca bir kez bile Parise gitmeyen bir insan sizce ne kaybeder?
Sevemedim öyle bir kavramı ve
de şunun gibileri: Paris tuttu! Kenttir benim için asal olan.
İnsanı yeniden yaratır kent. Gösterir, öğretir, eğitir, biçimler.
İnsanı baştan aşağı yeniden kuran, uygarlıkları var eden taşıyan,
koruyan kenttir. Çünkü insanlığın belleği kentlerdedir. Kentsiz
yaşam yabandır. Çoğu kez özlesek de o yaban hayatı, gene de kentin
cazibesinden kurtulamayız. Ama her kent beni sarmaz, içine almaz.
Bu, biraz kendi konumunuz, duygu ve düşünce dokunuzla ilgilidir.
Örneğin Zürih ya da Viyana hiç de yaşayamayacağım, hatta
aramayacağım kentlerdir benim için ama Saraybosna ya da Paris
vazgeçilmezimdir. Parise gitmeyen insan ne kaybeder? Hiçbir şey
diyemem elbette! Dönüp kendine, kendi ülkesine bakmayı öğrenebilir
insan Parise giderek. Oraya oralı olmak için gidemezsiniz. Bu çok
komik olur. Ama oradan dönerken kendi olmayı öğrenebilirsiniz, en
azından bunun kapılarında gezindirir sizi o kent.
Gözlemlediğiniz kadarıyla
Parisliler kendi şehrini nasıl yaşıyor? Paris ancak Parisli olmayan
için mi Paristir? Onlar için Londra, Berlin, İstanbul vb. bir
yalnızlık mıdır örneğin?
Siz İstanbulda ya da soluk
alıp yaşadığınız kentte nasılsanız, bir Parisli de öyledir kendi
kentinde. Biz, kente gelip dışarıdan katılanlar; görenler, bir süre
yaşayıp çekip gidenler oraya farklı anlamlar yükleriz. Bazen de
keşif duygumuzun onlardan daha farklı olduğunu düşünürüz, bu belki
de öyledir sahiden! Bunu da hissettiklerimize, yaşayıp ettiklerimize
göre adlandırırız. Henry Miller için Paris kendini bulma,
yazarlığını var edip kanıtlama alanıdır; Stefan Zweig içinse yaşama
ve dostlarıyla buluşma mekânıdır. Dostoyevski ise biraz burun
kıvırır Parise, Batı dedikleri de bu muymuş gibisinden!
Bir şehri aşkınlıkla sevmek
Paris sizi birçok yanıyla
kendine çekiyor. Bunlardan da söz ediyorsunuz da kitabınızda.
Örneğin pasajları, kitabevleri, kafeleri... Kendinizi duyumsadığınız
yerler midir buraları?
Bir kentin dokusunu var eden
şeylerden bazılarının içinde bulursunuz kendinizi. Sürüklenirsin
kimi kez. Yaşadıklarınız kadar okuduklarınız da size bunların
kapılarını açar. Pasajlara ilgim Beyoğluyla başlar. 1950lerin
İstanbulu; 1958 ya da 59 olmalı: Halamın elimden tutup gezdirdiği
pasajları Beyoğlunun. Büyülü, rengârenk bir dünyaydı. Düşünün ki,
tek renkli bir taşra kentinden gelmişsiniz, karşınıza pasajlarda
bambaşka bir dünya çıkıyor. Parisin pasajlarını adımlarken bunu
keşfettim. Benzersizdir halen pasaj içleri, apayrı bir dünyadır
orada yaşanan. Yazmaya karar verirken de pasajları, fotoğraf makinem
elimden düşmedi. Paris, biraz da pasajlarıyla var benim için.
Kitabevlerini ve cafeleri kendi çalışma mekânım gibi algılarım
bazen. Pariste bu duyguyu derinden hissetmişimdir. Bu yüzden de
vazgeçilmez yerlerim olmuşlardır. Kitaplara dokunmak, bir deftere
kapanıp yazmak, satırlar arasında kendinizi bulmak. Parisin
dinginliğinde bunlarla yol alırken kapatırsınız kendinizi başka
dünyalara. Bilirsiniz ki; bu süreç bir sağalma mevsimi gibidir, iyi
de gelir insana. Yürümeyi, görmeyi öğrenirsiniz bu kentte. Binalara
bakmayı, sokakların anlamını içinizde taşımayı, bir insanla ansızın
karşılaşmanın sevincini içinizde filizlendirmeyi, ülkenizi özlemeyi,
sevdiğiniz kokulara kavuşmayı... Eğer bir kent bunları yaşatıyorsa
size, bunun için neden kitaplar yazılmasın, neden içinizde ona yer
açmayasınız; neden bir kadının aşkını içinizde taşıdığınız gibi o
kenti de aşkınlıkla sevmeyesiniz.
Kentlere dair yazmak sizi
kendine çeker. Sırada hangi kentler var, kitaba dönüştürecekleriniz
neler?
Erzurum: Bir Kentin Solgun
Yüzü şu günlerde çıkmak üzere. Paris kitabının ardından anlamlı
geldi bana, bakalım okurun yaklaşımı nasıl olacak? Gene farklı
kentler üzerine bir kitap var okura ulaşacak olan: Geçen Zamanın
İzinde. Ayrıca Girit ve Saraybosna üzerine iki ayrı kitap...
Tümlenmesi için yeniden oralara gitmeye hazırlanıyorum. Benim
İstanbul Çağımı yazıyorum... Heyamola Yayınlarının isteği üzerine
bir başka Erzurum kitabı (Yedi Cihan Kenti) şu günlerde tümlenmek
üzere, bir tür romans biçiminde yazıldı. Bana İzmiri sevdiren Tarık
Dursun K.ya adadığım, onunla ve başka İzmirli yazarlarla/şairlerle
gezinen bir anlatıcının gözünden İzmiri yazmaya karar kıldım
nicedir; bir de bununla uğraşıyorum.
Arzu Mildan, Cumhuriyet
Kitap Eki, 21 Ocak 2010 |